21. Asırda Kadim Türk Tarihi Bezirgânlığı

1 Mayıs 2017 tarihinde, ülkemizin saygın üniversitelerinden birinde Tarih bölüm başkanlığı yapan, meşhur bir genel Türk tarihçisi, binlerce takipçisi olan Facebook sayfasından (ve müteâkiben diğer sosyal medya hesaplarından) Çince bir metin fotoğrafı paylaştı. “Hunlar’ın Türk olduğunu gösteren bir belge. 22 sene önce yazmıştım. Gök Türkler I, s.11-17,115-116” açıklaması ile paylaştığı bu fotoğrafa bir anda binlerce beğeni ve yorum yağmaya başladı. Ekseriyesi hocaya minnettarlık arzeden bu yorumlar arasında bir iki kişi tam olarak orada ne yazdığını soruyor, konuya vakıf iki kişi de belgede aslında hocanın söylediği gibi birşey olmadığını iddia ediyordu. Birinci gruba hoca ‘Göktürkler’ kitabını referans gösterirken, ikinci gruptaki iki adet yorumu sayfasından sildi.

Hocanın bu kendi keşfi gibi yansıttığı belgenin ne olduğuna geçmeden önce İslam öncesi Türk tarihi üzerine kısa bir iki kelam etmekte fayda var. Bir şemsiye terim olarak kullanılan İslam öncesi Türk tarihi, Türklerin kitle halinde İslam’a girişi ve ilk Türk-İslam devletlerinin kuruluşuyla sonlanan, ve fakat başlangıcı konusunda bir türlü mutabakat sağlanamamış bir dönemi konu alır. Türklerin tarih sahnesine siyasi bir oluşum olarak çıkışları gerek Çince tarih kayıtlarından, gerek kendi dillerinde yazdıkları Orhon Kitabelerinden, gerekse siyasi ilişkiler kurdukları Bizans ve Sasani kaynaklarından tespit edebildiğimiz kadarıyla, bizim sehven Göktürk olarak adlandırdığımız, 552 yılında kurulmuş Türk Kağanlığıyladır. Bu yazıda bunlardan kadim Türkler diye bahsedeceğim. Kadim Türklerin öncesinde bugün Orta Asya diye adlandırdığımız coğrafyada Dingling, Gaoju (gao cü), Tiele (tiye lı), ve yine kadim Türkler döneimde yaşamış Toquz Oğuz, Uygur vs gibi irili ufaklı Türkçe konuşan topluluklar olduğunu yine Çince tarih kayıtlarından biliyoruz. Çin’de tarih yazımı milattan önce 2. yüzyılda Sima Qian (sı ma çiyen) adlı saray seisinin derlediği Shıji adlı kitapla başlar. Bundan sonra kurulan her devlet kendinden önceki devletin kayıtlarını toplayıp kitap haline getirmiş, ve tarih yazımı 7. yüzyılda kurulan Tang devleti tarafından sarayda bir komisyon vasıtasıyla sistematikleştirilmiştir. Çin tarihyazımının ideolojik telkini sonucu Çin’de zaman zaman Han (Çin’in hakim etnik grubu) zaman zaman da yabancılar tarafından kurulmuş birbirinden ayrı devletleri biz Çin devletinin hanedanları olarak biliyor, ve bazen siyasi yapı olarak bile birbirlerini takip etmeyen bu oluşumları bir devletin bütüncül tarihi içinde değerlendiriyoruz. Misal, Moğollar tarafından kurulmuş Yeke Mongol Ulus, Çin’in Yuan hanedanı olarak görülürken, kadim Türklerin devamı sayılan Hazarlar ayrı bir devlet telâkki edilmektedir.

Çin’in tarihyazımına dair belirtilmesi gereken en önemli husus yabancılar hakkında tuttukları kayıtlardır. Çin’de kurulan devletlerin tarihçileri devletin irtibatta olduğu yabancı siyasi grup ve yönetimleri, ilişkileri nispetince, kayıt altına almış, bu grupların tarihine kronolojik bir bakış sağlarken kendilerinden önce ilişkide bulundukları gruplara da referans yapmayı es geçmemişlerdir. Çin tarihyazımı ve dünya görüşü perspektiflerinden tutulan bu kayıtlar kronolojik olarak doğru ve objektif bir kanıt sağlarken, antropolojik gözlem bağlamında 19. yy Avrupalı antropologları aratmayacak derecede yanlıdır. Misal, Han devleti (MÖ 206 – MS 220) döneminde devletin zaman zaman tâbi olduğu, bizim sehven Hun olarak bildiğimiz, Xiongnu (şiyong nu) için daha sonra o bölgede kurulmuş pek çok bozkır medeniyetine de yapıldığı gibi ‘barbar, suyun ve otlağın peşinde yıl boyu dolaşıp duran ..’ gibi aşağılayıcı ifadeler yer almaktadır. Bütün bunlara rağmen nasıl kullanılacağı iyi ölçülüp biçildiğinde zengin ve faydalı metinlerdir. Nasıl kullanacağı konusu terminolojiye, dönemin hakim ideolojisine, ilişkilerin doğasına ve tarihin seyrine vakıf olmakla alakalıdır. Misal, Tang devleti döneminde Türkler hakkında yazılmış eserler bütün bu hususlar göz önünde bulundurularak incelenmelidir. Sadece Çince bilmek bu metinleri anlamak için yeterli değildir.

İşte, hocanın verdiği metin tam da bu tarih yazımı ve tarih kaynaklarıyla alakalı değerlendirilmelidir. Tang döneminde derlenmiş, bir nevi yerel ve merkezi idareler, yönetim birimleri ansiklopedisi olan Tong Dian’in sınır bölgelerindeki yönetimlerden bahsettiği bölümlerinden on üçüncüsü olan ‘Türk’ maddesinin ilk birkaç satırının fotoğrafıydı, hocanın paylaştığı. Aynı metin yine Tang döneminde derlenmiş Zhou (co) devleti resmi tarihi olan Zhoushu’nun Türklere ayrılan 50. bölününde de geçmektedir. Metin, Türklerin kurucu A shı na (a şı na) ailesinin Ping liang bölgesinden çıktıklarını, ve Xiongnu’nun bir başka grubu (boyu veyahut yönetim birimi) olduğunu anlatarak başlayıp sonra efsanelerini alıntılayarak devam eder. Hoca, işte bu ilk cümleden hareketle Hunların Türk olduğuna kanaat getiriyor. Fakat, nasıl? Öncelikle, konuya en alakasız noktadan bakacak olursak dahi bu cümleden Hunların Türk olduğu değil Türklerin Hun olduğu anlaşılmaz mı? Xiongnu (Hun) ve Türk aralarında en az 600 yıl olan iki ayrı siyasi oluşum; devlet yönetimi, idari birimler ve askeri düzen olarak dahi baktığımızda bir geleneğin parçası olduklarını söylemek çok güç. Kaldı ki metinde Türklerin değil Türk devletinin kurucu ailesi A shı naların Xiongnu’nun bir idari birimi olduğu söyleniyor, burdan hangi mantık çerçevesinden bakarsanız bakın Hunların Türk olduğu maalesef çıkmıyor. Aslında A shi na ailesinin kurduğu siyasi birliğe verdiği ismin zaman içerisinde bir linguistik aidiyete ve daha sonraları da etnik kimliğe dönüşümü perspektifinden olaya baktığımızda, hocanın yaptığı yorumun manipülatif yönü bir tarafa, ziyadesiyle anakronik olduğu da görünüyor. Ashına ailesi ve dahi o dönemde Orta Asya’da varlık gösteren pek çok Türk dilli grup Xiongnu konfederasyonunun birer üyesi idiler, tıpkı Moğol, Tibet, Mançu vesair milletlerin ataları gibi. Bu onları Hsiung-nu yapar fakat Xiongnu’yu Türk veya Moğol ya da Mançu yapmaz. Hocanın mantığıyla Ermeni reayasından dolayı Osmanlıyı da bir Ermeni devleti saymamız gerekebilir, korkarım..

Peki, İslam öncesi Türk tarihi alanında Türkiye’de bir otorite olarak görülen, sadece tarih çalışmaları değil Moğolistan’da yürütülen çok önemli arkeolojik kazılar dahi ellerine emanet edilen bu anlı şanlı hocamız ne yapmaya çalışıyor? Kendisinin bu metnin ilk cümlesini yanlış tercüme edecek kadar kötü Çince bildiğini zannetmiyorum, zira öyle bile olsa, bu çok bilinen bir metin ve bu ifade Çin kaynaklarında sık sık geçen çok standart bir ifade. Aynı ifade, Han dönemi kayıtları olan Shıji’nin Xiongnu bölümünde de Xiongnu’ların Çin’in (varlığı belgelerle ispat edilemeyen) Xia (Şiya) devletiyle olan ilişkilerini anlatmak için de kullanılıyor. Burdan ne Xia’nın Xiongnu olduğu ne de Xiongnu’nun Çinli olduğu sonucu çıkmaz. Ayrıca, Facebook üzerinden kendisini uyaran ve doğru tercümeyi kanıt olarak gösteren kişilerin yorumlarını silmesi de hocanın bilinçli olarak belgeyi manipüle etmeye çalıştığını gösteriyor. Fakat, neden?

Cevap, sanırım, İslam öncesi Türk tarihinin başlangıç noktası tartışmalarında gizli. Sadece bizde değil, dünyada pek çok millet varlıklarını çok eski devirlere dayandırarak ne kadar köklü bir maziye haiz olduklarını ispatlama peşinde. Hoca, bu anlamda, popüler milliyetçi damara hitap etmeye çalışıyor olabilir fakat bu bir bilim insanının sorumluluğu mudur? Yahut bu bir bilim insanının meslek ahlakıyla ne kadar örtüşür? Bir bilim insanının siyasetten kendini tamamen uzak tutması her ne kadar efdal olsa da, Türkiye şartlarında bunun zor ve netameli bir seçim olduğu gerçeğini, kabul etmesem de, anlayabilirim. Kendinizi milliyetçi bir tarihçi olarak görüp sizi okuyan, takip eden insanlara milli şuur aşılamak istiyor olabilirsiniz fakat bunun yolu belge tahrifi ve ideolojik manipülasyonlar olmamalı. Bu, maalesef, hocanın sadece bir kere ve sadece bir belge üzerinden yaptığı bir şey değil. Gerek sosyal medyada gerek yaygın kitle iletişim araçlarında ciddi anlamda bir popülariteye, ve bunun doğal sonucu olarak, bir etki alanına sahip olan hoca, bu mecralardan tarih pazarlamacılığı yapmayı kendine iş edinmiş gibi görünüyor. Tarihi sokaktaki adama sevdirmek için eğlenceli ve bilgilendirici yayınlar yerine, hoca, kendisini takip eden kitlenin bilgisizliğinden istifade ederek prim yapmaya çalışmaktadır. Ülkede sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek, uluslararası bilim dünyasında kendini ispat etmiş, saygın Türk tarihçilerin ciddiye almadığı; genç tarihçilerin de ileride doçentlik jürilerine girme ihtimalinden dolayı husumet yaşamak istemediği için ses çıkaramadığı hoca, bu anlamda yolunu bulmuş gibi görünüyor.

Ülkemizde 1944 yılının siyasi atmosferi içinde doğmuş 3 Mayıs Türkçüler günü kutlanırken Türk tarihine bakışımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekmektedir. Nereden geldiğimizi belge tahrifi ve ideolojik manipülasyonlara dayandırmaya devam edersek elan ne olduğumuzun muhasebesini yapamayız. Ve bu bizim ne olacağımız konusunda dehşet verici bir resim çizmektedir..

 


*A-shı-na ailesinin dili ile ilgili kısma gelen yoğun itirâzlara cevaben, öncelikle, bu yazının esas derdinin bu olmadığını belirtmek isterim. Yazıda bahsedilen akademik ahlâksızlığın ifşâsını gölgelememesi için bu kısmı çıkarıyorum. Yazıyı önceden okumuş ve o bölümden incinmiş kimseler için, Peter Golden’ın, çok basit bir dille yazılmış, kaynaklar açık – seçik alıntılanmış, “Some Thoughts on the Origins of the Turks and the Shaping of the Turkic Peoples” makalesini (“Ethnogenesis in the Tribal Zone: The Shaping of the Türks” ismi ile de yayınlanmıştır) önermekle iktifâ edeceğim.

 

 

Advertisements